Bu geniş bir kavram olsa da duygular genellikle genetik temellidir. 17 ikiz ve 447 kişiyle yapılan bir çalışmada, duyguların genetikle %53 oranında ilişkili olduğu bulunmuştur [referans 1]. Bir diğer çalışma ise yaşla birlikte bu eğilimlerin arttığını göstermektedir [referans 2]. Yani “Huysuz Albay Sendromu” gerçek diyebiliriz. Yaş ilerledikçe, ailevi faktörlere bağlı olarak insanlar daha huysuz olabilir. Bu nedenle “Aynı dedene çekmişsin.” söylemi bilimsel olarak doğru kabul edilebilir.
İnsanlar genellikle çevresel faktörlerin yaşla ve sosyalleşmeyle birlikte arttığını düşünse de çalışmalar bunun tersini göstermektedir. Yani yaş ilerledikçe genetik eğilimler daha belirgin hâle gelir. Bu nedenle bazı psikolojik rahatsızlıklar, örneğin bipolar bozukluk, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilmektedir.
Eğer ciddi bir kronik depresyonunuz veya kaygı bozukluğunuz varsa, bunun nedeni genetik yatkınlığınızın etkisiyle kendinizi beslemeniz olabilir. Genetik faktörlerin %53 oranında etkili olduğu düşünüldüğünde, bunu tamamen değiştirmek zor olsa da kontrol edebilirsiniz. Türkçesi tam olarak karşılamasa da, bu duruma “tedavi” (treatment) vardır ancak kesin bir “çözüm” (cure) yoktur. Çevresel etmenlerin %47 oranında etkili olduğu göz önüne alındığında, bu faktörlere odaklanmanız ve sizi olumsuz yönde tetikleyen ortamlardan kaçınmanız önerilir. Örneğin, daha umutlu insanların Beck Depresyon Ölçeği’nde daha iyi sonuçlar aldığı gösterilmiştir [referans 3]. Bir diğer çalışmaya göre ise pozitif bir çevrede bulunmak depresyonu azaltmaktadır. Bu durum, örtük mesaj gönderme ve ayna nöronların çalışması ile açıklanabilir [referans 4]. Yani, çevrenizdeki insanlar size pozitif duygular sinyalliyorsa, siz de bu duyguları hissetmeye daha yatkın hâle geliyorsunuz.
Bireysel Kontrol Önemlidir
Bireysel kontrolü sağlamak için mücadele etmek temel stratejiniz olmalıdır ama bu da zordur. Örneğin 30 bin ikizle yapılan bir çalışmada, bireysel kontrolün de genetik olduğu gösterilmiştir [referans 5]. Ancak bu, kontrolün imkânsız olduğu anlamına gelmez. Bazı kişilerin bu konuda daha çok zorlandığını ve daha fazla mücadele etmesi gerektiğini gösterir.
Özetle, mücadele etmeniz şart. Şöyle bir soru akla gelebilir: “O hâlde bir terapiste giderek ilaçsız tedavi olabilir miyim?” Maalesef, terapilerin çoğunun plasebo etkisinden farksız olduğunu belirtmek gerekir. Genetik olarak mücadele etmeye yatkın bireyler zaten bu süreci yönetebilirken, yatkın olmayan bireyler terapi alsa bile genellikle olumlu sonuç alamamaktadır. Bu konuyu detaylı olarak açıklamıştık. Bu nedenle bireysel farkındalık kazanmak ve iç görü geliştirmek temel hedef olmalıdır. Mutlaka bilişsel terapi yöntemlerini öğrenerek kendinizi eğitin ve hayatınızdaki olayları bu çerçevede değerlendirin. Makine dili nasıl belli kurallara göre işliyorsa, bilişsel terapileri öğrenip hayata uygulamak da sizin için aynı mantıkta olmalıdır. Son olarak, pozitif insanlarla çevrenizi sarın, negatif insanları ve stres faktörlerini hayatınızdan çıkarın.
Tüm bu bilimsel çalışmaları sunduktan sonra görüyoruz ki, sonuç yine atalarımızın bize söylediği noktaya çıkıyor. “İyi hissetmek istiyorsan stresten uzak dur ve çevrendeki negatif insanları hayatından çıkar.”
Ücretsiz olarak devam etmemizi istiyorsanız bize destek verin, sponsorumuz olun. Her bağışta yeni bir yazı gelmektedir.
İlişkiler Üstüne Maskülen Tespitler sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

karanlık rüya libido seviyesi (çevresel faktörler hariç) genetik olabilir mi? Bazı insanlar kadına ulaşsa bile daha aç ya da azgın olabiliyorlar.
Kesinlikle genetiğin etkisinin olduğunu düşünüyorum şu araştırma şu çalışma diye referans gösteremem sana ama bu yaşıma kadar yaptığım gözlemler sonucu bunu görebiliyorum