Terapistlere verilen ücret çoğunlukla boşadır. Psikoloji kendi başına iyi bir araştırma alanı olsa da, özellikle sorunlu insanlara yardım etmede terapi alanı çok zayıf. Devrim yaratan bir yöntem çıkmazsa, 50 sene sonra bu alan muhtemelen yok olacak.
Birçok meta analize göre, çoğu terapi yönteminin işlevi düşük. Tabii psikiyatri ve biyolojik durumlar ile anlattıklarımın karıştırılmaması önemli. Bahsettiğimiz şizofreni, bipolar bozukluk, ağır borderline, hatta ağır major depresyon gibi durumlar değil. Böyle durumlara zaten ilaç tedavisi veriliyor.
Biliyorum, yazdıklarım bazılarının hoşuna gitmeyecek. Fakat birçok yeni çalışma, terapi yöntemlerinin çok efektif olmadığını, çoğunlukla placebo’dan farksız olduğunu gösteriyor. Örneğin şu meta analizde 15 çalışma toplanmış ve sonuçta kendi kendine yardım etmeye çalışan kişilerle terapistlerin etkisi arasında belirgin bir fark bulunamamış.

Şöyle yorumlanabilir: Bir şekilde farkındalığa açık, kendini keşfetmeyi isteyenler rahatlıkla kendilerine yardım edebiliyor. Diğerlerine terapilerin yardım edeceği bile şüpheli. Burada bence içgörü önem kazanıyor. Kendi farkındalığı olan kişiler bunu çözmeye çalıştıklarında kendilerine yardım edebiliyorlar. Aksi halde o kişiye kimse yardımcı olamıyor. Bu nedenle kişilik bozukluğu tanısı alan çoğu insanın tedavisi eğer kendileri kabul etmezse oldukça zordur.
APA Zırvaları!
Etkisi azalan terapide özellikle APA’nın sansürü ve ideolojik görüşleri de etkin. Kuzey ülkelerinde tersi gösterilmiş olsa da, inatla her konuyu toplumsal cinsiyete ve kültüre indirgiyor olmaları, masküleniteyi aşağılamaları temel nedenler diyebiliriz. Toplumsal cinsiyet devamlı dayatılsa da bunun sağlandığı 1489721 kişi ve 111 ülkede yapılan çalışmada ilginç bir paradoks gözlemleniyor. Gelişmiş ülkelerde cinsiyet stereotiplerinin daha etkin olduğu, yani maskülen ve feminen rollerin daha fazla öne çıktığı fark ediliyor. Başka bir ifadeyle eşitlik sağlandıkça insanlar kendi biyolojilerine uygun davranıyorlar. (Referans).
Oysaki APA’a göre geleneksel maskülenite kavramı toksik. Tanımladıkları masküleniteninse feminen rollerden farkı yok. Neredeyse her türlü insanlık suçunu geleneksel rollere atarak, masküleniteyi tekrardan tanımlamaya çalışmışlar. Bununla bağlantılı olarak da kendilerince uygun terapi yöntemleri önermişler.
Neyse ki, her akademisyen bu konuda omurgasız değil; 10’larca akademik ünvanı olan psikolog buna karşı çıkmış durumda. Yani her psikolog “maskülenite toksiktir, feminizm hüloo” diye bağırmıyor, toplumsal cinsiyete tapmıyor. Gayet omurgalı akademisyenler de mevcut. Liste şurada: Tıkla git.
APA’nın masküleniteyi toksikleştirerek aktaran yöntemlerinin pek de işe yaramadığını gösteren bir diğer çalışmada şu linkte bulunan makalede açıklanmış. Çalışmada net olarak feminist ideolojiye destek verildiği ve pek de işe yaramadığı gösterilmiş.
Paradigmalar Değişiyor!
Bunların hepsi paradigmanın değiştiğini, artık gerçeklerin açığa çıktığını, aykırı fikirlerin sansürlenemediğini gösteriyor. Eskiden olsa bu sonuçları yayınlayamazdınız, cinsiyetçi denilirdi. Günümüzde editörler bile artık ayyuka çıkmış gerçekleri görmezden gelemiyor.
Terapi biraz kendi kendine piyasasını yapıp hem insanları hem de terapistlere işe yaradığına inandırmış gibi görünüyor diyebiliriz.
Örneğin şu çalışmada, depresyon için gerçekleştirilen terapilerin temel olarak “açık şekilde plasebo hapı olduğu söylenen haplardan” daha etkin olmadığı söylenmiş. Her ne kadar plasebo’dan daha etkin olsa da, klinik açıdan anlamlı bir fark yaratamadığı yorumunda bulunulmuş. Yani hasta bu farkı hissetmiyor. “Sana mucizevi hap verdik, iyileşeceksin” denildiğinde benzer sonuç alınıyor.
İlgili bir diğer çalışmada depresyon gibi popüler bir konuda terapilerden %50 oranında olumlu sonuç alındığı belirtilmiş ama en üst sınır belirtilmemiş. En başarısız yöntem psikodinamik (modern-Freudian) terapinin olduğu görülmüş; çoğunluk bırakmış (%90). Hap-plasebo’dan neredeyse farksız olduğu belirtilmiş. Çalışmada dikkat çekense hap-plasebo’ya inanan ve devam eden kişi sayısının az olması. Zaten üstteki makale bununla ilgili yorumlama yapmış. Belki de sayı artarsa en az diğerleri kadar etkili olacak diye düşünülmüş.
Bir diğer çalışmada, artan sürenin terapide etkisinin olmadığı belirtilmiş. Örneğin, BDT esaslı bir tedavi kısa sürede iş görüyorsa şansın var, ama süreyi uzattığında ciddi bir değişim görülmüyor. Yani “benim terapistim var, senelerdir görüşüyorum, çok sağlıklıyım” düşüncesi de bir mit. Muhtemelen o terapist zamanla sana geri aktarım yapacaktır.
Sonuçlar
Özetle, terapilerin hepsi anlamsızdır diyemem. Özellikle BDT’nin oldukça başarılı olduğu üzerine de çalışmalar okudum, ama devam eden hastalardaki iyi hissetme oranı konusunda tartışmaların olduğu kesin. İleride daha efektif yöntemler çıkmazsa yok olacak bir alan diyebiliriz.
Hatta yakın geçmişte çoğu terapi yöntemi ve psikiyatrinin ciddiye alınmadığını, üfürükçülük gibi görüldüğünü de biliyoruz. “Bir Psikiyatristin Gizli Defteri” isimli kitapta bu çok iyi ifade edilir. Takipçilerim arasında konuştuğum psikiyatristler var, onların da çoğu konuşma terapilerini işlevsel bulmuyor; biyolojik olarak bakıyorlar. Örneğin, şizofreniyle şu ilaç uygun, bipolarsa şu iyidir diyorlar.
Son olarak, Türkiye’nin lise bozması üniversitelerdeki kötü eğitim sistemine ve terapisine hiç güvenmediğimi belirteyim. Araştırma-geliştirme yapanlara bir lafım yok, ama terapi tarafı çok sorunlu; parayla herhangi biri klinik psikolog olabilir.
Üstteki sonuçlar muhtemelen anlamlılığı yüksek verilerden çekilmiştir. Türkiye’deki lise bozması üniversitelerden eğitim alanların terapilerinin yararını geçtim, zararı bile olabilir.
Ücretsiz olarak devam etmemizi istiyorsanız bize destek verin, sponsorumuz olun. Her bağışta yeni bir yazı gelmektedir. Yeni yazılara hemen ulaşmak için alttaki kutuya e-posta adresinizi yazabilirsiniz:
İlişkiler Üstüne Maskülen Tespitler sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

yazılarınızın yayınlanma tarihini belirtseniz güzel olurdu. Yazınınbaşında önyargılı yaklaşsam da sonuna doğru demek istediğini anladım. Ancak sence bu tartışmalar gerçekten bu yardıma ihtiyacı olanların kafasını bulandırmaz mı?
Yazılar kısmında tarih yazıyor. Gerçekten yardıma olan kişilerin yardım bulacağı yer psikiyatrlar. Zaten yazıda belirtiliyor.
Hocam selam. Ben bir durumdan müzdaribim ve her şeyi yapıyorum düzeltemiyorum bir türlü. Kafamda kimseye eyvallah etmeyen, gerekirse kavga edebilecek, her türlü riski alabilecek insan kafa yapısındayım bunu çözümlemek için çokça kendimle hesaplaştım çözemiyorum çünkü böyle olmassam hiçbir kız bana bakmaz veya kimse bana saygı duymaz diye düşünüyorum her ne… Read more »
Bütün yazdıklarınız insan psikolojisini anlamanın etrafında dönüyor. Psikoloji eğitiminiz olabilir, yoksa da psikolojiye eğiliminiz yüksek, hatta çok yüksek. Analiz yönünüz de kuvvetli. Yazınızda zaten terapilere bütünüyle anlamsız diyemem cümlesi de geçiyor. Terapistlere para kaptırmayın başlığını yakıştıramadım. İddiam şudur ki 50 sene sonra psikoloji çok daha önemli olacak. Doğru terapist doğru… Read more »